Jan 15, 2016

Başkan Obama Türkiye’nin dur durak bilmeyen, korkunç insan hakları ihlallerine neden sessiz kalıyor?

Türk hükümeti, Kürt sivilleri bombalarken, Amerika bu saldırıları görmezden mi gelecek?

Amerika, Türk devletine silah temin ediyor; Türkiye’yse bu silahları, IŞİD canilerine karşı kahramanca savaşan ve onları yenen tek güç olan Kürt halkını katletmek için kullanıyor.

Amerika’nın bu duyarsızlığı, mantığı alt üst ediyor; insan aklıyla adeta dalga geçiyor.

Böylesine büyük bir adaletsizlik karşısında, insan ahlakı avazı çıktığı kadar bağırıyor.

Kürtler, Türkiye’ye saldırmadılar. Kürtlerin tek istediği, Abraham Lincoln’ün tabiriyle şu: “Öz yönetim, iyi bir merkezi hükümetten çok daha iyidir.”

Türk rejimi altında Kürtlerin, iyi hükümeti bırakalım, meşru bir hükümeti bile hiçbir zaman olmadı. Kürtler artık şöyle diyorlar: “Bize nasıl davrandığınıza dikkat edin; yoksa sizi mahallelerimizde ve şehirlerimizde istemiyoruz.”

Kürtler, Türklerle aynı ülkeyi, Türkiye’yi paylaşıyorlar ve Türkiye maalesef giderek Suriyeleşiyor: Ne yazık ki Suriye artık dünyaya mülteci ihraç etmede birinci sırada ve daha da acısı ve tehlikelisi, bir fabrika misali radikal İslamcı üreten bir ülke.

Kürtler, insan ırkının onurunu yüceltmek istiyor ve Türkiye’ye Çekoslovakya gibi bir ülke olması için yardımcı olmaya çalışıyorlar. Çekoslovakya devleti, kuruluşundan beri Çekler ve Slovaklar arasında ayrımcılık gözetmemiş ve 1993 yılında barışçıl bir şekilde ayrılmalarına izin vermişti.

Kürtler şunu iyi biliyorlar: Savaş, deprem gibidir ve muhakkak önlenmelidir. Olur da savaşa girişilmek zorunda kalınırsa – şu anda Kürt halkının IŞİD ve Türk devletine karşı kendini savunmaya çalışması gibi – sadece meşru müdafaa için olmalıdır.

Kürtler, 7 Eylül’de 10 yaşındaki Kürt kızı Cemile Çağırga’nın Cizre’deki evinin merdivenlerinde, keskin nişancı tarafından katledildiği haberini aldıklarında dehşete kapıldılar. Cemile’nin memleketini tecrit altına alan insafsız Türk rejimi, ölülerin gömülmesine bile izin vermiyor. Cemile’nin annesi, çürümesin diye evladının cesedini derin dondurucuya koymak zorunda kaldı. Türk yetkililer, anneye evladını gömmesi için 6 gün sonra izin verdiler.

Kürtler, 25 Eylül’de ve yine Cizre’de, bu sefer 3 aylık bebek Miray İnce’nin keskin nişancı tarafından ve tam yüzünden vurulmasının hala şokunu yaşıyorlar. Bebeğin 80 yaşındaki dedesi, torununu hastaneye kaldırmaya çalıştı. Ama o da kurşunların hedefi oldu ve katledildi.

Aile, bu iki kuşağı – dede ile torununu – aynı gün toprağa verecekleri günü bekliyor.

Kürtler, bir Pazar sabahı uyanıyorlar ve şu korkunç haberi görüyorlar: 3 Ocak’ta Diyarbakir, Sur’daki evinde kahvaltı yapan 38 yaşındaki Kürt anne Melek Apaydın’ın beyni top atışıyla çocuklarının gözleri önünde paramparça edilmiş. Kürtler, bu katliam haberleriyle uyanmaktan nefret ediyor.

Bu kan gölü ve akıl almaz vicdansızlıkla aramızda 10 bin kilometre var. Yine de diaspora Kürtleri olarak geceleri uyumamız ve her sabah sanki her şey gayet yolundaymış gibi işe gitmemiz bekleniyor.

Ama hiçbir şey yolunda değil. Sevdiklerimiz size şunu açıkça söyleyecektir ki geceleri uyuyamıyoruz ve günlerimizi zar zor bitiriyoruz. Merak ediyoruz, özgürlük ve barışın topraklarımızı onurlandıracağı o gün hiç gelecek mi?

Maalesef Türkiye, Kürtlere karşı çok vicdansız bir savaş açmış durumda.

Yine de biz burada barış ümidiyle toplandık; hem bu insanlık dramı karşısında Amerika’nın büyük bir duyarsızlık göstererek işlediği günahı, hem de Türkiye’nin en yakın akrabalarımıza vahşice saldırarak işlediği günahı telafi etmek için elimizi taşın altına koymaya hazırız.

Bugün, 15 Ocak, Martin Luther King Jr.’ın doğum günü.

Martin Luther King Jr, beyazların siyahlar üzerinde kurduğu egemenliğe direnmişti. Biz de Türklerin Kürtler üzerinde kurduğu egemenliğe direniyoruz.

Martin Luther King Jr, Amerika’ya Vietnam’la barış yapması gerektiğini söylemişti. Biz de Türkiye’den Kürdistan’daki savaşa son vermesini talep ediyoruz.

Tanrı bu günlerde hangi planları yapıyor, ne düşünüyor bilmiyoruz.

Ama bütün dünya şunu bilsin istiyoruz. Aynen Dr. King’in yaptığı gibi, biz de ölüm veya zaferle buluşuncaya dek, şiddetsizlik yolunda yürümeye ve meşru Kürt davasını, bu tür nöbet eylemleriyle savunmaya devam edeceğiz.

Bu elçilikte çalışan Türklere çağrımızdır: Eğer buradaki eylemimize son vermemizi istiyorsanız, hükümetinizden, sevdiklerimize karşı başlattığı bu insanlık dışı savaşı bitirmesini ve şehirlerimizi gölgeleyen kefenleri kaldırmasını talep edebilirsiniz.

Amerika’da yaşayan Kürtler, lütfen nöbetimize siz de katılın.

Hukukun üstünlüğüne saygı duyan başka ülkelerde yaşayan Kürtler, size de bir çağrıda bulunuyoruz: Bütün dünya, adalet talep eden bu cesur haykırışımızla dolana kadar, bulunduğunuz şehirlerde lütfen sizler de buna benzer protestolar yapın.

Son olarak, bugün burada bulunan ve bu deklarasyonumuzu internet sitemizde de bulabilecek olan Amerikalılara sesleniyoruz: Dr. King’in siyahlar için giriştiği cesur mücadeleyi adaletle taçlandırdığınız dönemde yaptığınız gibi, bugün de en erdemli değerlerinize bağlı kalın.

Dr. King’in şu sözünü hatırlayalım: “Hiçbir direniş göstermeden kötülüğü kabul edenler, kötülükle işbirliği içindedir.”

Bu ülkenin sevgili vatandaşları! Geçmişte siyahların eşitlik mücadelesini canı gönülden desteklediniz. O zaman Dr. King büyük bir insanlık ve cesaret örneği göstermiş, ezilenlerin sesi olmuştu. Siz de bugün aynı değerlerlerin ışığında, ezilen Kürtlerin adalet mücadelesini desteklerseniz, Türkiye ve Kürdistan’da özgürlüğe susamış cesur insanların sesleri daha gür çıkacak ve o ufak kıvılcım, kocaman bir hürriyet ateşine dönüşecektir.

Bu dilekler ile hepinizi selamlıyor, geldiğiniz için teşekkür ediyoruz.

Kani Xulam

Leave a reply

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> 

required